8 Eylül 2011 Perşembe

Tezer Özlü ve ”Acı Çekme Sanatı”

Dostoyevski'nin hemen hemen bütün karakterlerine duygu morfini veren kaynak acı çekme sanatı olmuştur.Bileşkenin tuhaflığı yani,acı çekmenin evrenselliğe doğru hız kazanan net mizacına (burada Dostoyevski'nin evrensellikle bütünselleşmesinin de payının olduğunu unutmamak gerekiyor), ”sanat” gibi sonu başı belirsiz bir ufku yerleştirebiliyor olması.Tuhaf ama gerçeklik payını koruyan bir bileşke.Pavese'nin günlüklerinde göze çarpan önemli detay (yoksa vurgu mu demek lazım),sanatın mecralarından tüm yaşam noktalarına sıçrayışların, türlü durum ve duygu hallerinin,bunları yaşam algılayışlarıyla yeniden sentezleyebilmenin Dostoyevski'nin kapısına çıkan benzersiz gücünde.Buda ister istemez bize ”acı çekme” maharetinin kademeli olarak, tutkusal taşkınlıkların,cinsel doyumsuzluğun,yalnızlığın merkezine oturan ve onlara genel bir görünüm kazandıran yasasını gösteriyor.Yani,Dostoyevski'nin evrensel yasasını.

Pavese'nin günlüklerine dönelim tekrar:”Elbette acı çekerek insan birçok şey öğrenebilir.Ne yazık ki acı çekmek öğrendiklerimizden yararlanacak gücü bırakmaz bizde;bir şeyi sadece bilmekse,hiçten de az bir şeydir.” Bu cümleler bizde ne uyandırabilir? ”Acı çekme”nin hem öğrenilebilir birşey olmasından kaynaklı sezgisel duyumsamaları mı,yoksa öğrenilmesini dahi pasivize edecek (ya da işlevsiz kılacak) kendine özgü dirhemini mi? Her ikisinin birbirlerini tamamlayan daha doğrusu,birbirlerinin önceki ve sonraki duraklarını mutlaklaştıran zamansal aralıklar olarak soyut bir düzleme oturtabiliriz.Kaldı ki,Dostoyevski'nin karmaşık karakterlerine en uygun sözlerin de taşıyıcısı olan ”acı çekme sanatı”nın ”sanatsal” bir edinim haline gelebilemesi,söz konusu kademelerin süreçselliğine bağlı.Biraz açacak olursak ”acı çekme”nin,”acı çekme sanatı”na evrildiği noktada karşımıza ”öğrenme” devinimleri çıkmakta.Acı çekmeyi öğrenmek dediğimiz durum yani.Öğrenme sağlandığında, onu (yani acı çekmeyi) sanatsal bir zihni çabaya,hayalgücü ve imgelerin çağrışımıyla elde edilen ele alış biçimlerine dönüştürmek aradaki ”müphem” farkı göstermekte.Demek ki,acı çekmeyle baş edebilmenin yolu;onu öğrenmeye,öğrenme ile birlikte ”sanatsal” kılmaya,en nihayetinde de ”acı ile yaşama erdeminin acı çekmemeye giden yegane yol ve yönetem olduğunu kavrama.”


Cesare Pavese
”...Ne yazık ki acı çekmek öğrendiklerimizden yararlanacak gücü bırakmaz bizde (...)” Öyleyse, sanatsal kılma ile çözümlenebilecek başetme araçlarını elimizden alıyor diyebilir miyiz ”acı çekmek” izleğinin? ”Acı çekmek yıpratır”,”acı çekmek yoğunlaştırır”,”acı çekmek farkındalığın nüksetmesidir” diyebilmek için,salt acı çekmenin öğrenmeye olan su götürmez galibiyetini kabul etmek gerekiyor mu? Dostoyevski'nin, ”acıdan kurtulmanın tek yolu acının kabul edilmesidir” savının,Pavese'nin sözlerini-tamda çelişecekmiş gibi bir görünüm kazanmasına rağmen-destekleyen bir ilişkisi var.Çünkü,acı çekmekten onu farketme biçimleriyle kurtulanabilecek söylemi,esasen acı çekmenin bir ”hazsal” duyumsallığına dönüştürülmesi ile mümkün.Kısacası,yaratıcı bir misyonu üstlenen sanatçı kişiliğin ”acı çekme”yi bir ”varoluş” eksenine döndürmesiyle anlam kazanan bir olgu.İşte bu nedenden ötürü bunun adı ”acı çekme sanatı” dır.

”Bibliotech” adlı aylık ”Felsefe” ve ”Sosyal Bilimler” dergisi,Tezer Özlü'nün ölümünden kısa bir süre önce yakın yazar dostu Ferit Edgü'ye yazmış olduğu mektupları incelemiş.Bu incelemenin-daha çok kendi açımdan-”acı çekme sanatı” ile varolmuş bir sanatçının duygularına tanık olmam açısından önemliydi.Bunun yanı sıra,Özlü'nün Pavese ile olan ruhsal bağlılığının da adresini göstermesi açısından heyecan vericiydi.Şimdi ise mektuplardan seçilmiş bazı kısımlarını okuyarak (çok zorlansam da),acı çekme sanatının derinlerine nüfuz etmek istiyorum.

”Sevgili Ferit,geçenlerde düşümde yüksek bir yapının camının altında,bir parmak kadar dar bir yere abanıp kalmışım.İçeriye girsem,camdan odaya adımımı atsam düşüp ölecektim.Ama o cam kenarına yapışıp,boşluğun üstünde kendimi tutacak gücüm kalmamıştı.Nasıl olsa çözülecekti ellerim.Ve ben düşecektim boşluğa.Yarın bütün gün trene gidecek misin? Nereye? Niçin? Yarın bütün gün büroya oturacak ben miyim? Neden? Niçin? Hiçbir yerde olmak istemiyorum ki.Belki de ben bugün her şeyin sonundayım.Korkuyorum.Korkuyorum.Korkuyorum”


”Sevgili Ferit,çok Şuurlu bir delilik ve çok büyük bir espri,Beckett'i aşan bir absürd içindeyim.Mektubu hemen kesebilirim veya çok uzatabilirim.Hemen gel,sen olmazsan hiç kimseyi göremeyeceğim.En çok ve en uzun sana inandım.”


”Sevgili Ferit,Kopukluk.Yaşamdan,İnsanla-rıdan,Geçmiş-ten...Gekecekte de hiçbir ilgisizlik.Nerde olacağımı,hangi kentte otu-racağımı nereye gideceğimi hiç bil-miyorum.Şimdi burada durgun-luktayım.Mutsuz değilim.Mutlu olmak ya da mutsuz olmak,bilmi-yorum.”


Tezer Özlü
”Ferit'ciğim ...Ben henüz iyileşmiş değilim.Bunu kendim de anlıyorum.İlaçlar M.Özek'in dediği kadar azalmıyor,çünkü ilacı bir an unutsam,kafam motor gibi,her şeyi düşünmeye başlıyor...Bu hafif depresyon halini sevmiyorum diyemem,zevk verici keyif verici bir hastalık bu...”


andacyazli@yahoo.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder