4 Eylül 2011 Pazar

”Sürekli Bekleyiş”

Bizler için hayat Yannis Ritsos'un ”Sürekli Bekleyiş”leri ile yoğruldu:

”Aylarca bekledik,gözlerimiz yolda.Hiç gelen yok.
Hiçbir haberci görünmedi.Yol taşlarla,dikenlerle dolu.
Ekim,Kasım,Aralık.Ve o uzun masa unutulmuş ağaçların altında.
Taa ki sonunda denetçi geldi,masanın üstüne on iki bardak dizdi.
Bardaklardan biri yere düşüp tuzla buz oldu.
Böylece yeniden başlamasını bekleyecektik her şeyin.”


Yannis Ritsos
Bekleyişlerin melenkolik yılgınlığı,uzun uzadıya serpilen dar yolların kıyısında dalan gözlerin sabitliğinde saklıdır biraz. Eski bir mahallenin köşesinde konaklayan, gecenin son müşterilerini uğurlamaya kalkmış bir meyhanenin tekrar kendisiyle baş başa kalan yalnızlığı yansır insan yüzlerine? Yalnızlığı yine yalnızlığın gölgesiyle unutmaya aldanmış insanlar...Yalnız meyhanede yalnız insanlar...Koyu duvarların diplerine başlarını koyup,derin bir uykunun ilk demir kapısını açan,sonra da duvarlara işlemiş senelerin ağır kokusunu taşımakla yükümlü çelimsiz yüzler...Uğurlanan sadık müşterilerin ardında,kaldırım kenarında telaşsız yürüyen bir kediyle göz göze gelebilmenin ağır yükünü taşır her gece meyhaneler.Oraya giden insanlar da,tıpkı meyhane duvarlarında uykuya dalarken olduğu gibi,gözkapaklarından süzülen bir kaç su damlacığını biriktirirler duvarlarda.Her yeri kuşatan derin bekleyişlerin umutsuz dalışlarıdır tüm bunlar.Meyhane dalar uykuya,insanlar duvarların kokusunu koklaya koklaya kapılır uyku seline,kediler süzülür kimsesiz sokaklarda...Herkes yalnızlığı içinde kaybolur,gece geniş kollarıyla hepsini kucaklar ve taa ki yeni bir günün sürekli bekleyişeleri başlayana kadar...Dar yoların vakur dalışlarına yeniden esir kalınana kadar...

Derinden fısıltılar yakalar bazen onları.Fısıltılar,uyuşuk bedenlere yapay bir çeviklik,duruşlara ince bir endam katar.Meyhanenin duvarları sanki birdenire aydınlanmış gibi olur.Sokaktaki kedi daha atik,yaşamın neşeli çehresine bürünmüş gibidir.Meyhaneler yolcularını gecenin ağır akışkanlığına uğurlarken derin bir iç geçirirler; sanki onları ebedi bir yolculuğa yolcu ediyormuş gibi içerlenirler.Giden yolcular da, baba ocağından ayrılan bir oğlun son kez göz kırpışları gibi,dönüp bakarlar arkalarına. Fısıltılar,bu mahallenin derinlerinde ki saklı umut cıvıltılarını duyurur.Sonsuzluğa gönderdiklerini sandıkları umut parçalarıdır harekete geçen.Solgun yüzleri canlandıran,sevimsiz duvarları  yaldızlayan,dip duvarların koynunda dalınan rüyaları renklendiren,kaldırım kenarlarında sürten kedileri soylulaştıran...Fısıltılar amansız hareket eden renkli bir kelebek gibidir.Ansızın gelirler ve ansızın kaybolurlar.Nerden geldikleri,nereye gittikleri asla bilinmeyen fısıltılar, aşk hissiyatının tuvallere sığmayan düş bahçeleri gibidirler.

Ve öylece,sessiz bir yokoluş rüzgarıyla kaybolur fısıltılar.İnsanlar,meyhaneler,duvarlar,kediler tekrar sığınır iç yalnızlıklarına.Geriye yumuşak bir rüyadan elde kalmış,ama solmaya mahküm üç-beş romantik öpüşler kalır.Herşey eski durgunluğuna dönmüştür.Sürekli bekleyişlerin çilekeş güzü başlamıştır.Omuzlara konan,oradan tüm vücudu saran kasvet bulutları belirmeye başlamıştır.Meyhane yolcularından, gecenin ritmine ayak uyduramamış,gözleri sarkmış,hayatın veda direğine yaslanmış biri tam uykuya dalmak üzere ağırlaşmış gözleriyle masadan bir kadeh düşürür.Artık farkına varır,fısıltıları belleğinden kovuşturur ve her şeyin yeniden başlamasını beklemeye başlar.Yanında meyhane duvarları,diğer yorgun yüzler ve sokak kedileri ile birlikte.

andacyazli@yahoo.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder