26 Ağustos 2011 Cuma

”Modern İktidar Büyük Gözaltıdır” (1)

”İktidarı yalnız hükümet olduğunu sanıyorlar,sanırlar!
                                                                                                         ECE AYHAN

Ortaya düpedüz atılan ve karşılıklı aktarımlar süzgecinden geçirilmeyerek felsefi formülasyona tabi tutulan savların bilimsellik ölçütleri hep tartışıla durmuştur.Varsayımlar üzerinden ilerleyen,üstlenmiş olduğu entellektüel misyonunun çok gerisinde,derinlemesine tahliller sunmaktan öte ”öznel” girişimler olmaya yüz tutmuş ifadeler hep askıda kalmaya mahkum olmuştur yada öyle adlandıra gelmiştir..Buradaki kilit nokta,bilginin ne kadar ”bilimsel” yasalara ait kılındığı ve o bilimsel yasaların meşruluğunu steril hale getiren güçler hiyeraşisinin neler olduğu.Bilginin tekelini elinde tutan tek bir güç merkeziyetinin varlığından bahsedemiyeceğimize göre,asıl olarak ”denetim” aygıtının bilgiyi kullanma ve yayma iradesini,bilgiyi toplumsal bazda kullanım ölçütlerini hangi ”denetim” aygıtlarıyla belirlediğini saptamak gerekiyor.Böylesi bir pesersektif kuşkusuz bizi tarih incelemesinin elzem kılındığı alanlara yöneltmekte.Tarihi yaratanlar tarafından yazılan tarih metinlerinin işlerlik sunduğu bilgi  metotlarını geçerli ve tek bilgi olarak kabul ettiğimizde,ortaya çıkan nişane:iktidarın (daha genel anlamda güçler hiyerarşisinin) ”denetim” altında tuttuğu bilgi çeperini aşmama kaydıyla üretilen bilimsel savlar oluyor.Benimde bu yazıyı yazarken edinmiş olduğum ”Modern İktidar Büyük Gözaltıdır” savı,Fransız filozof Michel Foucault'un ”Hapisanenin Doğuşu” adlı kitapta dile getirdiği tezlerin 4 kelimeye sığan özeti niteliğinde.Ama dahada önemlisi,iktidarın bilgiyi gerekli koşullar vasıtasıyla gereği kadar edindirme nosyonunun çok dışında bir anlam tekabül etmesi.

Foucault'un bu kitabında tartışmaya açmaya çalıştığım olgu iktidar biçimlerinin,bilgi üzerindeki tahakkümünün yarattığı tarih algısı değil,daha çok iktidarın bilgiyi dezanformasyona uğratarak beden ve ruh dünyasında yarattığı egemenliği meşru raylara oturtması ve yine bilimselliği kullanarak ”normal”,”anormal” atfedilen tipolojilerini farklı vesilelerle dayatmasından oluşan başka türlü egemenlik kurması.Foucault kitabın hemen başlarında ”Azap” kelimesinin altını-üstünü dolduran ceza infazlarının,uygulama biçimlerinin ve zamanla ”azap” kavramının değişmesine yol açan yasama faaliyetlerinden bahsederken esas olarak ”beden” ve ”ruh” ilişkilerine odaklanıyor.Ceza yöntemlerinin 18.yy'ın sonu ve 19.yy'ın başlangıcı olarak tabir edilen sürece kadar işleyen yönünü,en vahşi biçimiyle bedeni cezalandırmak olarak adlandırıyor.Bedeni cezalandırmanın o zaman diliminde türlü merasim,etkinlik ve halk gösterisi şeklinde yapılıyor olmasını,iktidarın hiçte sofistike bir hale bürünmeden ve yasaların gerekli gördüğü şekliyle uygulanabiliyor olması sadece ve sadece bedeni sindirmek ve yoketmek üzerine olduğunu belirtiyor.Kısacası,bedeni farklı ve uzun sürece yayan işkenceler sonucu yok etme planı,halkın yüksek ilgisiyle bütünleşen teolojik yaptırımların kutsallığı ile birlikte toplumsal meşrutiyetler haline dönüşüyor.

Dönemsel nedenlerden ötürü yavaş yavaş terkedilmeye başlanan bedensel işkence yöntemi,artık cezalandrımanın salt bedenle sınırlı olmadığı bir yeni ceza sisteminin varlığını beraberinde getiriyor.Buda,Foucault'un belirttiği üzere cezalandırmanın somut bir göze sokucu yüzünü kaldırarak,soyut düzleme taşıyabilecek ”yumuşatılmış” infaz kararları.Hedef, bedenin kanatılarak,koparılarak adaletin yerini bulduğu düşüncesinden varılan çıkarım değil,toplumsal geçerliliği sağlanan bilgi temelleri sayesinde ıslah edilmeye yöenlik ”ruh” şiddetine yönelmek.Yani,”normal” ve ”anormal” ayrışımlarıyla,bilimsel bir devinim kazanan yeni bir iktidar zemini hazırlayabilmek.

Devam edeceğim....

andacyazli@yahoo.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder