27 Ağustos 2011 Cumartesi

”Modern İktidar Büyük Gözaltıdır” (2)

Yazıya başlangıç olarak saptadığım pusula;Foucault'un söz ettiği iktidar biçimlerinin ”öz” olarak sabit,”biçim” olarak değişken yapısının epistemolojik temelleri üzerinden bir varsayım elde etmekti.Bunun yoluda neticede,”Hapisanenin Doğuşu” adlı kitapta Foucault'un bahsettiği “Azap” kavramının belkemiğini oluşturan beden tahakkümünün, zamanla ruh tahakkümüne evrilişinin felsefi çıkarımlarını teşhir etmekti.İlk yazının girişinde bu konuya dolaylı olarak ”varsayımlar” üzerinden gidişim;bir anlamda yazıya ana dokuyu verebilecek ve atmış olduğum üst başlığı salt varsayımdan ibaret saymayacak,onu resmi tarihin eşgüdümünde sağlanan ”bilimselliğin” rotasından çıkaracak bütünsele ulaştırmaktı.Kendisiyle bu konularda uzun uzadıya konuşmalar yapıp,felsefi alt metinler elde etmeye uğraştığım bir dostum ilk yazıma şöyle bir eleştiri yöneltmiş: ”İktidarın (daha genel anlamda güçler hiyerarşisinin) benim tabirimle toplumsal kuvvetlerin,bilgiyi denetim altında tuttuğu postulası,Foucault'un salt olarak bilgiye ve denetime yaptığı bir gönderme değildir aslında.Bilginin yanı sıra,cinsellik ve öz-benlik içinde aynı önermeleri yapar.Fakat Giddens'in Foucault'u eleştirdiği temel nokta;iktidarın cinsellik,bilgi ve öz-benliği sadece denetim altına aldığı ve sınırladığı noktasından çok daha farklıdır.Çünkü iktidar ilişkileri yoğun bir transfer noktası ve dönüştürme odaklı yeniden üretim merkezidir.O yüzden salt olarak denetim altına alma veya sınırlama biraz müphem yani muğlak kalır”


Büyük ölçüde katıldığım bu ”naif” eleştiriyi yazıya dahil etmemin ilk nedeni,tamda dostumun dikkat çektiği-bilgiyi denetim altında tutma ve kısıtlama postulasının yetersiz kaldığı- görüşünü sözünü ettiğim iktidar biçimleriyle (bedeni azap yönteminin terk edilmeye başlandığı,yerine yeni bir iktidar omurgasının varolduğu vesilesiyle) geçersiz hale getirmekti.Çünkü,Foucault'un 18.yy ortalarında Fransa,İngiltere,Prusya vb. ülkelerde özellikle 1670 Kararnamesi etrafında gelişen adli vakalarda,iktidarın salt bedeni Tanrı ve Hükümdar nedzinde cezalandırmak seyrinde politikalar belirlediğinin altını çizmekte ve bunun bir şekilde “vahşi” olmayan ama ”gaddar” olan bir devlet yönetimi olduğunu belirtmekteydi.Bedeni azap yönetemlerinin yavaş yavaş terk edilmeye başlandığı yönetimlerde,ontolojik bağların sabit kılındığı (devlet,hükümdar,tanrı) ama biçimsel değişimlerin gerçekleştiği aynı ülkelerde iktidar ”ruh” azabına yönelik bir değişim temsilciliğine soyunuyor.Bunun getirisi de,mahkeme suçluyu eğer ki ölüm ile cezalandırmışsa,bu ölümün eskisi gibi halkın gözü önünde,türlü işkenceler ve yavaş yavaş öldürme şekilleriyle değil;daha çok hızlı,acı çektirmeden ve gizli bir biçimde öldürülme haliyle meydana geliyor olması. (Foucault özellikle bu dönüşümü giyotin keşfedilmesiyle başlıyor olmasının dikkatini çekmekte).

Michel Foucault
Bu meselenin tartışma zeminini belirleyen dayanak, dönüp dolaşıp iktidarın bilgiyi kullanma,denetim altında tutma ve sistematik biçimde yayma girişiminde katmanlaşıyor.İktidarın bedeni somut ve gizli olmayan yollarla cezalandırma kimliği,toplumsal meşrutiyet alanına yerleştirilen ”bilgi” kontrolünün teolojiyle işlerlik kazanmasından ötürü geliyor..İktidarın,suçlunun infazını toplumdan gizlememe ve bunu iktidar kanallarına bir tehtit olarak algılamaması esasen,”bilgi” yi metafizik olanla bağdaştırmasından kaynaklı bir durum.Halk kitlelerinin infazı kabullenebilmesini salık veren olgu işte böylesi bir teolojik unsurun ”bilgi” ile kesiştiği yerde başlıyor.Kısacası ”bilgi” tekeli ,bedeni azabı meşru kılan tanrı ve hükümdarın edebi kutsallığı etrafında metafizik bir denetim aygıtına dönüşüyor.

Buraya kadar ki süreç,iktidarın en ”ilkel” düsturlarla boy gösterdiği bir denetim mekanizması.Peki bu egemenlik formatının modern iktidar oluşumuna izdüşümü nasıl sağlanıyor? Bunun cevabı,kuşkusuz değerli dostumun yazıma getirmiş olduğu eleştiri ve Foucault'un bilgiyi ”konjoktürel” ile ilintilemesi ile ilişkili.İktidarın bilgiyi teolojik argümanlarla tekeli altında tuttuğu olgusundan burada ayrılmak gerekiyor.Çünkü,modern iktidarın gelişmesine paralel düzlemde hareket eden ”bilgi” totali,somut yasalar ile ayyuka çıkan kutsallık mertebesinden arınmış,daha soyut anlamda vuku bulmuştur.Ceza yasaları da,böylesi bir değişimin getirdiği geleneksel ”azap” anlayışını bir kenara bırakıp,ruhi boyutta ”izolasyonist” getirilerde kemikleşmiştir.İzole eden ile edilen arasındaki ayrımı berraklaştırmak kuşkusuz,toplumu ”normal” ve ”anormal” sıfatlarıyla kutuplaştırmaktan ileri gelir.Deli,katil,eşcinsel gibi algılayışlarla yeni bir iktidar yapılanması kurulması bu noktada önemli hale gelmiştir.İktidar;deliyi tımarhaneyle (psikiyatrist),öğrenciyi okulla (eğitici veya öğretmen),askeri orduyla (militarist eğitim),hastayı hastaneyle (hekim) denetim altında tutarak,bunu ”bilimsel” bir çerçeveye oturtmuştur.İktidarın hedefinde nihai olarak ”beden” değil ”ruh” elzem hale gelmiştir böylece.

Evet,dostumun ”iktidar ilişkilerini yoğun bir transfer noktası ve dönüştürme odaklı yeniden üretim merkezi...” olarak adlandırması,bilginin teolojik tekelinden rasyonel kulvara evirdiği gerçeği ile ilişkili olduğu kanısıdayım.Sanırım,Foucault'un bize anlatmak isteğide iktidarın ”bilim” ile formatlanan gücünün sürekli,akışan bir transfer noktası olması.Modern anlamda da,geleneksel anlamda da bu ”öz” değişmiyor.Değişen ise sadece biçim.

andacyazli@yahoo.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder