18 Haziran 2011 Cumartesi

Alaeddin Şenel ve Kapalı Kartonlar

Evin hemen girişinde boy boy uzamış buğday renkli otların arasından önüne geldiğim eski,kırmızı rengi solmuş kapının ziline basıyorum.Üstümde ilk buluşmaların heyecanlı bekleyişlerini andıran bir hafiflik var .O esnada içeride belli aralıklarla tonunu arttıran seslerin bana doğru yaklaştığını hissediyorum ve kapı açılıyor.Sağlıklı ve dinç yüzü,ağarmış sakalları,duruşuna olgun bir zarafet tacı takan ince gülümsemesiyle karşımda Alaeddin Şenel duruyor.Dünden verilmiş bir sözü yerine getirmenin ürkek ve kararsız adımlarıyla içeriye doğru süzülüyorum.Biraz gecikmenin verdiği endişe ve mahçup ifademi gözlerimden okurcasına, hiç önemi yok edasını her daim derin ve parlak bakışlarıyla birlikte sunuyor.İki kişinin sığabileceği kadar dar bir avlunun iki köşesini sanki önceden kimin nerede duracağını belirlemiş gibi kapıyoruz ve konuşmaya ilk o başlıyor.Avlunun bitiminden salona doğru olan dönemeçin dibinde daracık bir merdiven altı göze çarpıyor.Üst üste yığılmış onlarca büyük kartonların ve iki bisikletle beraber çeşitli araç gereçlerin olduğu depo gibi bir yer burası. Sanki hepsi bir an önce çöp tenekesine gitmeyi beklermiş gibi halleri var.Üstünü bir toz bulutu gibi sarmış yoğun  kirden dolayı dokunmayı zorlaştıran bazı araç gereçleri ayırıyoruz içlerinden.Daha sonra iki bisikleti bahçenin arka tarafına koyuyoruz.Hoca; yaşıyla hiç uyuşmayan bir çeviklikle eşyaları çifter çifter taşıyor ve neredeyse bana hiç bir yük bırakmadan yapıyor tüm bunları.

Deponun arka tarafında asıl olarak beni ilgilendiren ve merakımı perçinleyen büyük kartonlara el atmaya geliyor sıra.İçlerinde nelerin olabileceğini bir yandan aklımdan geçirirken,bir yandan da hocamın biraz 'mahrem' ve geçmişin kanıtlarıyla yüklü eşyalarını bir bir hayal ediyorum.Evin o heybetli şiirselliğini dolduran; raf raf kitaplar ve sayısız antik eşyaların varlığıyla yoğrulmuş nice hazinelerin çıkacağını düşündükçe kendimi durduramadığım bir hızla işime gömülmüş halde yakalıyorum.Evin alt ve üst katları dahil olmak üzere her yerinde sayısızca antika ve tarihi motifleri görüyoruz.Antik Yunan dönemine ait paralardan tutun da, 5o lerin asla gelmeyen kara trenlerini beklemekle heba edilmiş ömürlerin yalnız istasyonlarının simgesi tahta bavullara kadar... 

Kartonları açmadan hemen önce deponun arka tarafında karanlığa gömülmüş bir yerden paslı bir örs ile her tarafını güve yemiş eski bir palto çıkıyor.Paltoyu görür görmez zihnimde ikinci bir Alaaedin Şenel beliriyor sanki.Seğirten sakalları ve ince gövdesini eğerek ellerine alıyor onları ve hayatının özel bir anını hatırlar gibi gözleri ışıldıyor bir süre.Merakla yanına sokuluyorum.Birkaç saniye sonra kısa ve öz cümleleriyle anlatmaya başlıyor.Babasından yadigar en unutulmaz iki eşyanın belleğinde gezinirken, sarhoşluğun verdiği bir çehreye bürünüyor suratı.Atik ve tutkulu halde ince ellerini savururken kendini kaptırdığını anlıyor ve neşeleniyorum.Nihayet kartonlardan bir tanesini-en küçük olanını-açıyoruz.Etrafını saran örümcek ağlarından bir el hareketiyle kurtuluyor ve kartonun ön yüzünü çeviriyor.İlk gözümüze çarpan siyah beyaz,sayfaları sararmış bir gazete oluyor.Adını daha önce birkaç sefer duyduğum Günaydın gazetesini tam atmaya yeltenirken adeta bir kedi atikliğinde doğruluyor ve dur diyor.Şaşırmış bir halde bulunduğum yerde kıpırtısız bekliyorum ve gazeteyi uzatıyorum.Gazetenin ezberlediği anlaşıldığı sayfasını (sanırım 4.sayfa) emin hareketlerle açıyor ve kendi fotoğrafını bana gösteriyor.Fotoğrafta YÖK'ün tüm üniversite hocalarına uygulattığı ahlak ve disiplin kurallarını içeren bir dizi yaptırımın kendisi tarafından reddedildiği ve bu yüzden dolayı savcılık tarafından soruşturma açıldığı haberi okuyorum ve irkiliyorum.Önceden de bildiğim üzere istifa ile sonuçlanan o yüce kararının payelerini oluşturan olaylardan yalnızca bir tanesine tanık olmuş oluyorum.Kendimi acılı bir tarihin en erdemli ve cesur kararlarından birinin sessiz tanığı gibi hissetmeye başlıyorum.

Açtığımız kartonun içinden hocanın öğrencilik ve asistan olduğu yılları kapsayan bir dizi küçük saman kağıtlara yazılmış çalışmalar çıkıyor.Bunlar ansiklopedilerden alınan notlar ve çizilen birkaç resimden ibaret.Elime bir tarafı aynalı taştan yapılmış üçgeni andıran çerçeve geçiyor.Bir tarafı boş olan çerçevenin diğer tarafını çevirdiğimde ise karşıma bir kadının solgun yüzü çıkıyor.Kim olduğunu sormaya vakit kalmadan hoca eski eşi olduğundan bahsediyor.Hakkında ve geçmişinde bir çok şey bildiğimi sandığım hocamın eski eşinin olduğunu öğrenmiş oluyorum böylece ve her nedense buna şaşırıyorum.

Diğer kartonları boşaltmaya başlıyoruz tekrar.Bir kısım kartonun içinden yığınlarca kitaplar çıkıyor.Ne yazık ki incelemeye fırsat kalmadan onları hemen kapının diğer tarafına koyuyor.Belli ki İstanbul'a götürecek onları...Bir başka ve sanırım son kartonlardan bir tanesinden çocuklar için yaptığı çeşitli oyuncaklarla beraber,Londra'da National Museum'dan aldığı tablolar çıkıyor.Bu tablolar kalp atışlarımı hızlandırıyor ve elime aldığım bir tanesiyle birlikte adeta büyüleniyorum.Bu kadar ilgime mazhar olduğunu anlamış olacak ki hemen eski Mısır medeniyetinin saray motifleriyle süslü olan elimdeki tablonun hikayesini anlatmaya başlıyor.Çok eski bir zamanda aldığını öğreniyorum ayrıca...Kendimi tutamayıp dakikalarca tasarladığım,provasını yaptığım soruyu nihayet sorabiliyorum (biraz da tabloların sağladığı şevkle).Soru tabi ki hocamın koleksiyonculuk tutkusuyla Benjamin'in koleksiyon imgesi arasındaki bağı anlayabilmek için.'Koleksiyonculuğun Benjamin'in tabiriyle reel tarihin görünmez kıldığı ve inkar ettiği nesneler ve olaylar dünyasını yaşatmak adına kullanıldığını düşünüyor musunuz?' Soruya yanıtı vermeden önce bir süre düşünüyor ve şöyle diyor.Bağdaştırdığın yani,reel tarih ve koleksiyon ikileminin etkisi olduğu kadar, daha çok nesnelerle düşünsel ve hazsal ilişkiler kurmak olduğunu söylüyor.

Evden ayrılmadan önce sanki az önce geçmiş olan diyaloğumuzun çemberi altındaymışız gibi düşünceli ifadelerle birbirimize bakıyoruz ama bu birkaç saniye bile sürmüyor.Evet evden ayrılıyorum ince ellerini sıktıktan ve hoşça kalın dedikten hemen sonra.Yürümeye başlıyorum kafamda, Benjamin,tablolar,baba yadigarı palto ve koleksiyon sayfalarını çevire çevire...

andacyazli@yahoo.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder