28 Mart 2011 Pazartesi

Berlin'de Bir Parkta


”Hepimiz fırtınaya uğradık.Milyonlarca genç ve Peter da ihanete uğradı.Bu nedenle sakin olamam.İçim karmakarışık ve fırtınalı.”diye not düşüyordu; savaşın olgun yıllarına kendi bağrından kopan sözleri savurarak.Adı Kate Kollwitz'di.Dünyayı kasıp kavuran ölüm tufanına dört kollarını açarak meydan okuyan bir sosyalistti.Gravür sanatçısı,heyketraş,ressam...Henüz I.Dünya Savaşı başlarında kaybettiği oğlunun arkasından gözyaşlarını ölümsüzleştirdi.Yıllar sonra milliyetçiliğin buzlu kabusunda yok olan ana feryatlarını içinde bir yerde, en acı kokan bölümünde o anıtını yarattı.Üstünde 17 yıl çalıştığı,şuan Belçika Askeri Mezarlığı'nda bulunan anıtta, savaşın tüm insanlığa bıraktığı yokoluş resmini belgeliyordu.

'Dokumacıların İsyanı'

Sanatın gücünü; hayata,erdemliliğin yok sayıldığı acılar deryasına, güller eken bir kutsal değer olarak görüyordu.Yapıtlarında ezilen,hayatın acımasız çarklarında pestillenen,ayrımcılığın zulmüyle sarsılan inasnlığın aynası yansıtılıyordu.Adaletsizlik nehrinden akan kanlara kapılan işçilerin,köylülerin yaşamları kutsanıyordu.1889'da tamamladığı 'Dokumacıların İsyanı' adlı bir dizi oymabaskıyı kan gölüne akıttı.Biraz daha berraklaşmayı,biraz daha aydınlığın duruluğunu yeşerttme umuduyla.Kathe,insalığın topyekün vahşet hapisanelerine sürükleneceği yılların 'kayıtsızlığı'na başkaldırıyor,19.yüzyılın sonlarında hortlayan ırkçılığın pençesinde anaların sönmeyen yürek yangınlarına su serpiyordu.Herşeye rağmen yaşamın sevincini,neşesini ve devrimciliğini çığlıklar arasında bağırarak.

Yapıtlarında analığın en tarifsiz evlat acıları sergileniyor.Kendi oğlunun ölümünü de içinde taşıyan inatçı tavrını,tüm insanlığın kurtuluşu için harcıyordu.Kimi yapıtlarında kadınların başat olabileceği bir toplumsal tahayyül çiziyor,söz gelimi kürtaj hakkını bedenin ataerkil tahakkümüne karşı amansızca savunuyordu.Bedenin özgürlüğünü yükselen Nazi nasyonalizmine karşı kalkan yapıyor.Eşcinsellerin,kadınların özgürlük rüzgarlarını içinde estiriyordu.Dışavuran ölümsüz yapıtlarında bir diğer unusurda,savaşın ortasında yalnızlığı kadın olarak,eşcinsel olarak yaşamak zorunda kalanların dünyasıydı.Tüm vahşet denizinin ortasında yüzme bilmeyen kadınların,eşcinsellerin yaşam dalını arayan o çırpınışlarını konu ediyordu.

Berlin'de Bir Parkta...



1919 yılında Prusya Sanat Akademisi'nin ilk kadın üyesi oldu.Daha sonraları profesörlüğe yükseldi.Onun tüm hayatı boyunca yüksel bedelleri göze alarak yürüttüğü savaş,iktidar dilini rahatsız edecekti elbette.Zaten 'Dokumacılar İsyanı' ile elde ettiği üstün madalya kendisine verilmedi.Belki de ölümü,onu hayatı boyunca varettiği tüm değerlerin yıkılması kadar etkili olacaktı.Çünkü ölümünden hemen sonra savaş bitmişti.Savaşın bitttiğini görememek Kathe için talihin ona oynadığı en karanlı oyundu belki de.Günümüzde onu tanıyan,yaşattıklarıyla yaşam tarzını inşa eden,savaşa karşı barış diyerek dikilen bir neslin Berlin'de bir parka heykelini dikerek tüm insanlığa örnek bir figürü gösterdiler.Şimdi onun heykelinin yanından geçen insanlar,dönüpte bir tarihin tüm acılarını gözlerinde okuyabiliyorlar mıdır dersiniz?

andacyazli@yahoo.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder