6 Ocak 2011 Perşembe

Kutluğ Ataman'ın Manifestosu

Bir zamanlar Radikal'de kendisine, eşcinsellik sanatçı olmanın entellektüel kimliğimidir sorusuna,kimsenin sanatçı görünmek içi kestaneyi yardıracağını zannetmiyorum' yanıtını veren,marjinalize kavramını  4 farklı kimliğin toplumsal alegoriye dönüştüğünü 'Peruk Takan Kadınlar' ile özgünleştiren sanatçı Kutluğ Ataman, sanat yaşamını da bu marjinalize kavramının özneleşmesi üzerine inşa ediyor.Söz konusu soruya vermiş olduğu 'marjinalize özne olabilmenin' yanıtı ise,toplumsal değer sistemlerini alaşağı eden cesur bir sanatçı tutumunun sözlere döküldüğü anını belgesini resmediyor.

Taraf yazarı Alper Görmüş'ün kaleme aldığı Kutluğ Ataman:Sivil Sanatın Manifestosu yazısı(bknz.Taraf,19.10,2010) bu kavramsallaşmanın bir sanatçı bünyesinde vücut bulması adına ve genel olarak da 'sanatın ve sanatçnın doğası' üzerine çok anlamlı sözler söylüyor.Yazarın, 'otoriter zihniyetle arasına en büyük mesafeyi koymuş sanatçıların başında gelen bir çağdaş sanat figürü' tanımlaması,onun devlet ile olan 'hastalıklı' ilşkisine, toplumun marjinalize olmuş sokaklarına çıplak gözle bakan tutmunun 'hastalıklı' ilşkisiyle zıt bir özdeşim sağlıyor.

1980'lerin klastrofobik Türkiye'si için 'İntihar ederdim herhalde.Ya da uyuşturucu bağımlısı,deli falan olurdum,yaratıcı olamazdım' sözü onun baskı ortamının yeşerttiği 'patolojik tıkanmaya' karşı en naif 'sanatçı otoritesi' ni ortaya koyduğu anlardan biriydi.2003'de  İstanbul'da yoksul Kürt göçmenlerin yaşadığı bir mahalle olan 'Küba' yı konu alan video çalışmasıyla,ABD'nin seçkin ödüllerinden Pittsburgh Carnegie Ödülünü kazanan sanatçı,sanatın politika olduğunu ve sanatı baskı,totaliter sistemlere ve neticesi 'parçalanmış hayat' figürlerine bir başkaldırı simgesi olarak görüyordu.

Marjinalize yaşamlardan gerçek hayat hikayelerine evrilen yüksek sanat duyarlılığının,tüm sindirmelere rağmen ortaya çıkardığı Lola+Billidikid (1999) filmide,iki eşcinselin hikayesi ekseninde günümüz Türkiyesin'de 'yüksek sanat duyarlığını'nın ne olduğu ve ne olmadığı gibi 'mahrem' sanat tartışamalarını da birçok konu ile (önyargılar,saldırılar,yasaklar) beraberinde getiriyordu.

Bir diğer filmi,Perihan Mağden'in popüler romanından uyarlanan 'İki Genç Kız' filmide,olmayan bir lezbiyenliği filmin 'hayali başkarakter' unsuruna dönüştürmesiyle dikkat çekmişti.Her nekadar tabuların keskin tokadından payını almış olsa da,film Kutluğ Ataman sinemasında ayrı bir dönüm noktasına işaret ediyordu.Değişen dünya düzeninin,iki genç kızın hayallerini  bir tutkuya ve adım adım  yalnızlığın olgunlaştırıcı odalarına itiyordu.Sanki bu durum sanatçının da yeni dünya ile olan ilşkisinin geçmişle gelen değişiminin bir yansımasını sunuyordu.

Özgürlüğün gücünü 'sanatın marjinalize' doğası ile yeniden keşfe çıkan bir gezginin sivil sanat manifestosu:Kutluğ Ataman...

Not: Kutluğ Ataman'ın 10 Kasım 2010'da İstanbul Modern'de açılan retrospektif sergisi 6 Mart 2011'e kadar sürecek.İlgililere duyrulur.

andacyazli@yahoo.com


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder