1 Ocak 2011 Cumartesi

Ayakkabının İçinde Bir Yerde

Sinema'nın can acıtıcı,vurucu hatta parçalayacı işlevlerinden biride,sanatın icra edilen  dahihane ellerde ölümsüzleşen,ilkeselleşen daha da ötesine geçerek bir yaşam pratiğine dönüşüveren özlü sözlerdir.Lars Von Trier'in 'İyi bir film ayakkabının içine girmiş taş gibidir' sözü,sadece yönetmenin ve eserlerinin gücünü ortaya koymada değil,sinemanın genel olarak sanatın algılanışıyla,yaşama uyarlanmasıyla ve davranışları şekillendirmesiyle ilintili sinema üstü duruşun başkaldırı özgünlüğüdür.Dogmatik varsayımların tüketilmiş sözcüklerinin referans alındığı 'başkaldırı' fetişizminden  çok öte,sanatın öncülüğü özgürlük adımlarına, yeni adımların eklendiği başkaldırıların  ışık tuttuğu dünyaya olan inancın alegorileridir.

Hepimizi etkisi altına alan,yöneten bir tür hayat özdeşimliği kuran nesnelerin,değerlerin tüm dünyasında varolan/olması gereken sözleridir bunlar.Kişi yaptığı işin,üretimin ve ya hobi alanlarının en somutlaştığı,hayata geçtiği durumlardır.Ayrıca bu sözler ortak paylaşım birlikteliğinden doğan aynı yol yolcularının da  birbirini anlama/anlamlandırma yani iletişim araçlarıdır.Ne zaman konu Trier/Danimarka sinemasından ya da Dogville,Karanlıkta Dans (Dancer in The Dark),Gerizekalılar (Idiorterne),Dogma95 akımından açılsa,parçaların bir bütüne ulaştığı ve içinde yoğrulup katılaştığı ve cisimleştiği soyut bir anlam dünyasının ima ettiği o söze geliyor.Sözün bittiği yerde başlayan anlaşmanın vermiş olduğu tatminkarlığın sinemasal iletişimin gizil gücünü ortaya koyuyor.Spesifik bir iletişim alanını varlığını ortaya çıkaran sihirli birkaç söz oluveriyor.

Karanlıkta Dans (Dancer in The Dark)'da acımasız çarkların kanla yıkanmış duvarlarında kirlenmeden çalışabilmenin,yitirilmiş bir hayatın kirli sularına kapılmış  değerlerin karşısında akıntıya karşı gelebilmenin, inancın taviz verilmeyen dayanışma ruhunun ayakalar altına alınmasında bedel ödemeyi göze alabilenin yani, Selma Jezkova olabilmenin yüceliği ve bu yüceliğin  güvenli ortamında sihirli sözcükleri paylaşabilenin özgürlüğü.İşte o sihirli sözlerin sihrini yitirdiği,hayatileştiği ve yaşamın gerçek bir parçası olduğu an Selma Jezkova'nın  ayakkabının içine giren bir taşa tekabül etmesiyle başlıyor.Tıpkı Dogville'da Grace'in yaşadıkarı gibi.

Trier bizleri Selma'nın,Grace'in yani 'ayakkabını içinde taşların dünyasının' isyanına ortak olma ve sanatın yeni dillerini ve sihirli sözcüklerini bu taşlarla birlikte yeniden inşa etmeye çağırıyor.Dogma 95 akımı bence bu kulvarda ilkesel bir duruşun tezahürü olarak ortaya çıkıyor ve Trier bizleri iyi bir filmin rahatsızlığına,provakatörlüğüne,dik duruşluluğuna,isyanına davet ediyor.

Not:Bugün kafamda Lars Von Trier'in son 15 yıla damgasını vuran son sinema akımı Dogma 95 üzerine birşeyler yazmak vardı fakat palnladığım gibi olmadı. Daha özel ve kapsamlı bir şekilde başka bir yazımda bu konuyu ele almaya çalışacağım.Daha sonrada 'Dancer in The Dark' ve 'Dogville' filmleri içinde ayrıca yazılar yazmaya çalışacağım.Trier sineması hakkında söylenecek çok söz var.Teşekkür ediyorum.

andacyazli@yahoo.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder